Mimar Mustafa Onur Eraydın, Türkiye’de kentsel dönüşümün hız kazanması gerektiğini belirterek, “Mesele sadece binaları yenilemek değil; şehirleri bütüncül bir anlayışla yeniden kurmak. Güvenli yapı üretimi artık bir tercih değil, zorunluluk” dedi.
Türkiye’de artan deprem riski ve eski yapı stokunun yarattığı tehdit, kentsel dönüşümü yeniden gündemin ilk sıralarına taşıdı. Arter İnşaat Kurucu Ortağı Mimar Mustafa Onur Eraydın, mevcut yapılaşma pratiğinin artık sürdürülebilir olmadığını vurgulayarak, dönüşümün yalnızca teknik değil aynı zamanda stratejik bir mesele olduğuna dikkat çekti.
Nüfusun 30
milyonu deprem riskli yapılarda
Yaklaşık
7 milyon riskli yapının bulunduğu Türkiye’de, bu yapıların 1,5-2 milyonu
barındırdıkları risk ölçüsünde acil dönüşüm bekliyor. Daha önemlisi Türkiye
nüfusunun yaklaşık 30 milyonu ‘deprem
riskli’ diyen nitelenen bu yapılarda yaşıyor. Türkiye genelinde milyonlarca
bağımsız birimin risk altında olduğunu hatırlatan Eraydın, “Bugün sahada gördüğümüz tablo net: Türkiye’de yapı stokunun önemli bir
bölümü mühendislik hizmeti almadan, eski yönetmeliklere göre inşa edilmiş
yapılardan oluşuyor. Bu da deprem riski karşısında ciddi bir kırılganlık
yaratıyor. Kentsel dönüşüm artık ertelenebilir bir süreç değil” ifadelerini
kullandı.

Yeni nesil
şehircilik, parsel değil yaşam odaklı olmalı
Kentsel
dönüşümün en kritik eksikliklerinden birinin planlama yaklaşımı olduğunu
belirten Eraydın, mevcut uygulamaların çoğunlukla parsel bazlı ilerlediğini ve
bunun uzun vadede şehirleşme sorunlarını derinleştirdiğini söyleyerek şunları
söyledi: “Bugün birçok dönüşüm projesi,
yalnızca mevcut binayı yenilemeye odaklanıyor. Oysa şehir dediğimiz yapı sadece
binalardan ibaret değil. Ulaşım altyapısı, sosyal donatı alanları, yeşil
alanlar, otopark çözümleri ve hatta afet toplanma alanları bu sürecin ayrılmaz
parçalarıdır. Yeni nesil şehircilik anlayışı, insan odaklı ve bütüncül bir
planlamayı zorunlu kılıyor.”
Eraydın’a
göre doğru kentsel dönüşüm modeli, yalnızca fiziksel yenilenmeyi değil, yaşam
kalitesini de artırmalı. “Daha yüksek
katlı binalar yapmak şehirleşme değildir. Asıl mesele, daha yaşanabilir, daha
erişilebilir ve daha güvenli yaşam alanları kurabilmektir” dedi.
Teknik bir süreç
değil, sistem meselesi
Kentsel
dönüşümün merkezinde yer alan ‘güvenli
yapı’ kavramının çoğu zaman yalnızca beton kalitesiyle sınırlandırıldığını
belirten Eraydın, bu yaklaşımın eksik olduğunu ifade etti: “Güvenli yapı dediğimiz şey; zemin etüdünden başlayarak statik proje,
malzeme kalitesi, işçilik, denetim ve kullanım sürecine kadar uzanan bir sistem
bütünüdür. Türkiye’de hâlâ birçok projede bu süreçlerin bir kısmı ihmal
edilebiliyor. Oysa en küçük ihmal, ciddi riskler doğurur.”
Özellikle
2000 yılı öncesi yapıların büyük bölümünün güncel deprem yönetmeliklerine uygun
olmadığını vurgulayan Eraydın, “Bugün
dönüşümün ana hedefi sadece eskiyi yıkıp yenisini yapmak olmamalı; doğru
mühendislik prensipleriyle, uzun ömürlü ve dirençli yapılar üretmek olmalı”
dedi.
Sağlık
yapılarından kentsel dönüşüme uzanan deneyim
Arter
İnşaat’ın özellikle hastane projeleri gibi yüksek teknik hassasiyet gerektiren
yapılarda edindiği deneyimi kentsel dönüşüm projelerine de aktardığını belirten
Eraydın, bu deneyimin önemine dikkat çekti: “Sağlık yapıları, hata toleransının en düşük olduğu projelerdir. Bu
disiplinle çalıştığınızda kalite standartlarınız otomatik olarak yükselir. Biz
bu yaklaşımı tüm projelerimize yansıtıyoruz. Kentsel dönüşümde de aynı mühendislik
hassasiyetini uygulamak zorundayız.”
Kentsel
dönüşümün kaderini ne belirleyecek?
Kentsel
dönüşümün önündeki en büyük engellerden birinin finansman olduğunu ifade eden
Eraydın, sürecin hızlanması için yeni modeller geliştirilmesi gerektiğini
belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Vatandaşın
dönüşüme ikna olması için sadece risk söylemi yeterli değil. Ekonomik olarak da
ulaşılabilir çözümler sunulmalı. Uzun vadeli kredi modelleri, kamu destekleri
ve özel sektörün etkin rol aldığı iş birlikleri bu süreci hızlandıracaktır.”
Ayrıca
bürokratik süreçlerin sadeleştirilmesi gerektiğini belirten Eraydın, “Süreç ne kadar uzarsa maliyet o kadar
artıyor. Bu da dönüşümü zorlaştırıyor. Daha hızlı, şeffaf ve öngörülebilir bir
sistem kurulmalı” dedi.
Şehirlerin
geleceği bugün atılan adımlarla belirlenecek
Kentsel dönüşümün sadece bugünün değil, gelecek nesillerin yaşam kalitesini de doğrudan etkilediğini vurgulayan Eraydın, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Bugün attığımız her adım, yarının şehirlerini belirliyor. Eğer doğru planlama yapmazsak, bugünün hatalarını geleceğe taşımış oluruz. Ama doğru bir vizyonla ilerlersek hem güvenli hem de yüksek yaşam kalitesine sahip şehirler kurabiliriz. Yeni nesil şehircilik anlayışı tam olarak bunu ifade ediyor.”

Yorumlar (0)
Yorum Gönderebilirsiniz